“YAKITI İNSANLAR VE TAŞLAR OLAN CEHENNEM ATEŞİNDEN SAKININIZ” (Bakara 24)

Rabbimizin emirlerinin umursanmadığı, Resulullah Aleyhisselâm’a dil uzatıldığı, küfrün hoş görüldüğü İslam düşmanlarına iltifat edildiği, her türlü küfür âdetlerinin yapıldığı ve yaşandığı zamandayız.

Halk büyük gaflete düşmüş, dünyaya dalmış, basireti kapanmış. Akıl hocası çok, ayrıca kendi aklını beğeniyor, Âyet-i Kerimeler hatırlatıldığı zaman kılı kıpırdamıyor.

İnsanlar, “Uydum kalabalığa…” Ee… Uydun kalabalığa ne oldu? Yandın!

“Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, onlar seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyarlar ve yalandan başka söz de söylemezler.”(En’am: 116)

Küfre öncülük edenlerin ve onlara tâbi olan kalabalıkların ahiretteki durumunu Allah-u Teâlâ bize bildiriyor:

“O zaman küfür öncüleri azabı görünce kendilerine uyanlardan hızla uzaklaşıp giderler ve aralarındaki bütün bağlar kopar.

Onlara uyup arkalarından gidenler: ‘Ah ne olurdu, bir daha dünyaya gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşmış olsaydık!’ derler. Böylece Allah onlara bütün yaptıklarını hasretler ve pişmanlıklar halinde gösterecektir. Onlar cehennemden çıkmayacaklardır.”(Bakara: 166-167)

Emr-i İâhi’ye tutunun, bırakın bu küffarın dostluğundan medet umanları

Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden sakınınız.” (Bakara 24)

Rabbimizin azabı o kadar şiddetli ki, “Yakıtı insanlar ve taşlar” buyuruluyor. Parmağını ateşe uzatamıyorsun. Hiç mi düşünmüyorsun! Hiç mi ibret almıyorsun

Akibete bakın! Ne kadar acı…

“(Hakikati) yalanlayanların vay haline o gün!

Onlar ki o daldıkları bâtıl içinde oynayıp-oyalanmaktadırlar.

O gün cehenneme itildikçe itilirler.

İşte yalanlayıp durduğunuz cehennem budur!” (Tûr: 11-14)

Ama Cenâb-ı Hakk’ın azabı çetin ve dehşetlidir:

“Tutun onu! Cehennemin ortasına sürükleyin!

Sonra başının üzerine kaynar su azabından dökün!

Tat bakalım! Hani sen kendince çok üstün, çok şerefli bir kimse idin.

Bu, işte o şüphe edip durduğun şeydir.” (Duhan: 47-50)

“Bu devirde nasıl yaşayacaksın” gibi mazeretlere sığınıp emr-i ilahiye riayet etmeyen, helâle harama bakmayan veya  bu devirde bu kadar oluyor! diyerek sırat-ı müstakim’den ayrılanlara arka çıkan kimse Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna hangi yüzle çıkacak?

Bugün şuursuzca bu gibilerin peşlerinden gidenler onlarla beraber toplandıklarında iş işten geçmiş olacak:

“Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonrakiler öncekiler için: ‘Rabbimiz! Bizi sapıtanlar işte bunlardır, onlara ateş azabını kat kat ver!’ derler. Allah: ‘Hepsinin kat kattır, amma bilmezsiniz.’ der.” (A’râf: 38)

İnsanları saptıran önderlerin âkıbetleri daha korkunçtur:

“Böylece onlar kıyamet gününde hem kendi günahlarını tam olarak yüklenirler, hem de bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının bir kısmını yüklenirler. Dikkat edin! Yüklendikleri yük ne kötüdür!” (Nahl: 25)

Allah-u Teâlâ bir Âyet-i Kerime’sinde buyurur ki:

“Sen o münafıkları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider ve ne söylerlerse kulak verirsin. Sanki onlar elbise giydirilmiş keresteler gibidirler.” (Münafikûn: 4)

Yani ruhu ölmüş ama kendisi canlı cenaze.

Yetişen âlimler sırf dünyalık elde etmek için yetiştiyor.

Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Bid’at sahibi, mânen küçük kişilerin yanında ilim aramak, kıyamet alâmetlerindendir.” (Câmiu’s-sağîr: 2475)

Halk mânen boş olduğu için boş lâfları satın almaktadırlar.

Halbuki;

“Göklerde ve yerde kim varsa hep O’nundur.” (Enbiyâ: 19)

Allah-u Teâlâ’nın azameti karşısında bir insana düşen ona kulluk etmek, acziyetini ortaya koymaktır.

“O’nun huzurunda bulunanlar, O’na kulluk etmekten büyüklenmezler ve usanmazlar.” (Enbiyâ: 19)

Allah-u Teâlâ bu salih insanları “Kulluk etmekten usanmazlar.” beyanı İlâhi’si ile tarif ediyor.

“Hiç ara vermeksizin, bıkıp usanmaksızın gece gündüz tesbih ederler.” (Enbiyâ: 20)

“Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, sâlihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel birer arkadaştırlar!” (Nisâ: 69)

Hal böyle iken kendisini halka beğendirmeye çalışan; sahte kahramanlara hoş nazarla bakıp destekleyen; helale-harama bakmayan; menfaati için İlâhi hükümleri görmezden gelen bir kimse bu zümreye dahil olduğunu nasıl iddia edebilir?

“Allah için sevgi”, kişiyi kendi şahsi menfaati için değil de, Allah-u Teâlâ’nın rızasını kazanmak, Ahiret Saadetine ermek için sevmektir. Sevdiğini Allah için seven kimsenin, sevmediğini de Allah için sevmemesi lâzımdır.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin; babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa, Allah’a ve Peygamber’ine düşman olan kimselerle dostluk ettiğini görmezsin.” (Mücâdele: 22)

Hazret-i Allah’ı ve Resul-i Ekrem’ini (s.a.v.)seven, dostlarını da sever, düşmanlarına da düşman kesilir.

Allah-u Teâlâ bu dünyayı oyun ve eğlence olsun diye yaratmamıştır:

“Biz göğü, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri oyun olsun diye yaratmadık.

Eğer biz oyun-eğlence edinmek isteseydik, herhalde onu kendi katımızdan edinirdik. Bunu yapsaydık böyle yapardık.

Hayır! Biz hakkı bâtılın tepesine şiddetle indirip atarız da, onun beynini parçalar. Bir de görürsünüz ki bâtıl yok olup gitmiştir. Allah’a yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!” (Enbiyâ: 16-18)

Hâl böyle iken bu beyni parçalananların safında yer almak ne kadar kötü bir âkıbettir.

“Allah’ın nimetini nankörlükle karşılayanları ve (peşlerine taktıkları) toplulukları helâk olacakları yere, yaslanacakları cehenneme götürenleri görmedin mi?”(İbrahim: 28)

Herkes sevdiği ile beraberdir.

Münafıkları, sahte kahramanları destekleyeceksin, sonra “Ben salihler zümresini seviyordum” diyeceksin.

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar kurtuluşa ve saadete erenlerdir.” (A’râf: 157)

Müslüman olarak ortaya çıkanlar kâfirle dostluk kurmaya çalışıyor. Bunu da İslâm maskesi altında yapıyor. İslâm dininin bir rüknü gibi göstermeye çalışıyorlar Halk da peşlerinde. Nereye kadar? Cehenneme kadar!

“Müslüman” deyince, Müslüman ismini taşıyanları kastediyorum. Hakiki Müslüman bunu yapmaz, böyle şeylere tenezzül etmez.

Bunların ruhları ölmüş, kalpleri mühürlenmiş, gözlerine bir perde çekilmiş.

Dünyada kimin peşinde isen ahirette de onun peşindesin.

“İnsan sınıflarından her birini biz o gün imamlarıyla (önderleriyle) beraber çağıracağız.” (İsrâ: 71)

Hülasa;

Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi helâk eder misin Allah’ım!” (A’râf: 155)

Bu bir nevi Hazret-i Allah’a sığınmak ve yalvarmaktır.

Yâ Rabb’i! Biz onlardan değiliz. Biz senin hasımlarına düşman kesildik. Yardım ve desteğinle hiç kimseden çekinmeyerek mücadelemize ve mücahedemize devam ediyoruz. Zât’ına iman ettik ve sığındık. Ne olur Allah’ım bu beyinsizlerin yüzünden bizi helâk etme!

Rabbim imanımızı arttırsın. sonumuzu hayır etsin. İşte bunlar hepsi yoldan çıkmanın cezası.

“Selâm olsun O’nun beğenip seçtiği kullarına.” (Neml: 59)

“Selâm olsun hidayete tâbi olanlara.” (Tâhâ: 47)

_______________________________________________________

https://www.facebook.com/bahadir.askin

https://twitter.com/ummahbahadir

Yorum Yaz