Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%0.21
BIST 1,123
%0.48
Dolar 7.84
%1.01
Euro 9.20
%0.87
Altın 476.37
deneme bonusu sekabet bahis siteleri deneme bonusu veren siteler
reklam REKLAM

Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker

21197 defa okundu , kategorisinde, 09 Eki 2017 - 13:13 tarihinde yayınlandı
Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker

İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak dinin en temel vazifelerindendir. Ümmeti Muhammedin (hayırlı)  bir bireyi olabilmek bu vazifeyi benimsemek ve tatbik etmek yolundan geçer.

“Emr-i bi’l ma’rûf,  iyi ,güzel ve yararlı olan her şeyi, İslâmî bütün güzellikleri kapsar,  nehy-i anil münker  “ise kötü, çirkin ve zararlı her şeyi, İslâm’ın bütün yasaklarını içerir.

Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker ( İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak ),  konusunda kadın erkek her mümin üzerine düşen görevi yerine getirmekle yükümlüdür, bu konuda kadın-erkek ayırımı söz konusu değildir.

“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet sahibidir”.(Tevbe/71)

“Yine, bizim yarattığımız insanlardan öyle bir ümmet var ki onlar hakka yol gösterirler ve o hak ile adaleti yerine getirirler.” (Araf/ 181)

Kişi evvela söylediklerini, kendi nefsinde tatbik etmelidir. Aksi takdirde, karşıdaki kişiyi etkileyemeyeceği gibi, kendisi de azaba müstehak olur. Mesela kendi içtiği halde, oğluna içki içme diyen bir baba ne kadar etkili olabilir? Ve kendisini nasıl kurtarabilir?  Kendisi sigara içtiği halde oğluna sigara içme demesi ne kadar tesir eder. “İyiliği emretme, kötülükten sakındırma” şeklinde ifade ettiğimiz görev, fert, aile ve toplumun güveni akabinde huzuru için hayâtî önem taşımaktadır.

ALLAH(c.c.) Al-i İmran sûresi 104. ayetinde;

“İçinizde, hayra çağıran, marufu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir” buyurmuştur.

Herhangi bir çaba harcamayan topluma, iyi kendiliğinden gelmez.

Bu topluluğun görevi, iyiye çağırmak olarak belirtilmiştir.

Böyle bir topluluk, toplumun manevi asayiş muhafızları olacaktır. Nasıl ki, maddi asayiş için emniyet teşkilatı görev yapar; hastalıkların tedavisinde sağlık teşkilatı mensupları çalışır; ülkenin manevi asayişi ve manevi yaralarının tedavisi için de böyle bir topluluk gayret gösterecektir.

“Yine, bizim yarattığımız insanlardan öyle bir ümmet var ki onlar hakka yol gösterirler ve o hak ile adaleti yerine getirirler.” (Araf/ 181)

İyiliği emir ve kötülükten sakındırmayı kendine şiar edinen bir toplum; sağlam, dengeli, kuvvetli bir birlik meydana getirir, “fazilet toplumu” olur. Böyle bir toplumda, yangınlar seyredilmez. Kamu vicdanı duyarlı olur…

“Allah’a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayır işlerinde de birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar, iyi insanlardandır.” (Al-i İmran, 114)

 

 “(Bunlar) O tevbekâr olanlar, o ibadet edenler, o hamd edenler, o oruçlular, o rükua varanlar, o secdeye kapananlar, iyiliği emredip kötülükten vazgeçirenler, Allah’ın hududunu koruyanlar (emirleriyle yasaklarının ölçülerine riayet edenler)dır. Müjde ver o müminlere müjde!” (Tevbe/12)

En güzel mücadele,  muhataba yüklenmeden, onu kınamadan, ayıplamadan anlatmak. Ta ki muhatap insafa gelsin, tebliğcinin gayesinin kendisini hakka ulaştırmak olduğunu hissetsin. Zira, muhatabın kibir ve inadı, ancak yumuşak muameleyle aşılabilir

“Ben İlahım” diyen Firavun’a, hakkı anlatmak için giden Hz. Musa ve Harun’a Cenab-ı Hakk’ın,

“Ona kavl-i leyyinle (yumuşak bir dille) anlatın. Olur ki, öğüt alır veya korkar”. (Taha 43/44)

Ayrıca başka bir ayette,

“(Ey Resulüm!) Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır! Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir”.(Nahl/125)

‘İyiliği emredip kötülükten men etmek’ müminlerin temel özelliklerindendir. Bunun zıttı olan ‘kötülüğü emredip iyiliği men etmek’ ise münafıkların karıdır.

‘’Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir.(birbirlerininbenzeridir) Kötülüğü emredip, iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar.

Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir.’’ (Tevbe /67)

İyiliği teşvik eden ve kötülükten sakındıran kişi, ihlaslı olmalı , bu kutsal görevi Allah rızası için yapmalı hiçbir maddi beklenti içinde olmamalı, toplumda iyi olarak kabul edilen, dürüst, çevresine güven veren, saygın bir insan olmalıdır. Toplum tarafından benimsenmeyen birinin başkasını etkilemesi düşünülemez. Yüce Rabbimiz ‘iyiliği tavsiye edecek, kötülüğü men edecek’ kişinin önce söylediklerini kendi hayatında yaşamasını istemiş, yapmayanı da kınamıştır.

Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?(Saff/2)

Sizler kitabı okuduğunuz halde insanlara iyiliği söyleyip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz ?’’(Bakara/44)

Hülasa, Allah Teâlâ’nın tüm peygamberleri Emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker vazife üzerinde durmuşlardır. Eğer bu vazife yerine getirilmezse  diyânet temelinden yıkıma uğrar, cehâlet alabildiğine dağılır, memleketler harap , kullar helâk olurlar. Fakat helâk olduklarını ancak kıyâmet gününde anlarlar.

Yazıma Ali-İmran suresinin 110. Ayeti Kerimesinin mealiyle son veriyorum.

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah ‘a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı, kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.”

Bahadır Aşkın’ın diğer yazıları için tıklayınız

Haber Editörü : Tüm Yazıları
reklam
Yorum Yaz