Futbolda Yorgunluk Ve Saha Performansına Etkisi

Futbol, büyük bir sektör halini aldıkça, performansı arttırmak için en yararlı antrenman ve toparlanma yöntemlerini bulmak amacıyla yapılan çalışmaların sayısı da gün geçtikçe artmaktadır. Tüm takımlar oyuncularının performansını üst düzeye getirebilmek için bilimsel verilerden yararlanma yoluna gitmektedirler. Bu noktada yorgunluk faktörü ön plana çıkmaktadır.

Yorgunluk, insanın iş yapma gücünü kısıtlayan en önemli faktördür. İnsan vücudunda, fiziksel egzersizler sonucunda laktik asit denilen ve yorgunluğa sebebiyet veren kimyasal bir madde oluşmaktadır. Laktik asit temelde, oksijensiz (anaerobik) olarak yapılan egzersizler sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bunun nedeni, oksijenin laktik asidi ortadan kaldırıcı etkisidir. Oksijen, laktik asidi birikimini önlediği için oksijenli (aerobik) egzersizlerde laktik asit birikmez ve bundan dolayı yorgunluk ortaya çıkmaz. Bunu şu şekilde açıklamak daha anlaşılır olacaktır: Bir sporcunun yüksek ve düşük hızlarda 1500 metre koşusu yaptığını düşünelim. Sporcu 1500 metre koşusunu yüksek hızda yaparak, bu mesafeyi 6 dakikada koşarsa, muazzam bir laktik asit birikimi meydana gelecektir ve bu da sporcunun yüksek hızda egzersiz yapma yeteneğini kısıtlayacaktır. 1500 metre mesafenin 6 dakikada tamamlandığı bir egzersiz, teneffüs edilen oksijen miktarının egzersizde ihtiyaç duyulan oksijen miktarını karşılamadığı  oksijensiz (anaerobik) yapıda bir egzersizdir. Bu nedenle laktik asit birikimi performansı sınırlamaktadır. Ancak 1500 metre mesafe düşük hızda 20 dakikada koşulursa, vücut egzersizde ihtiyaç duyulan oksijenin büyük kısmını temin ettiğinden dolayı, oksijenli (aerobik) bir egzersiz yapılmış olacaktır ve bundan dolayı laktik asit birikimi minimum düzeyde olacaktır. Başka bir deyişle laktik asit birikimini, dolayısıyla yorgunluğu belirleyen esas unsur, yüksek hızda uzun süre fiziksel aktivite yapmaktır. Aktivite hızı düştükçe oksijenli (aerobik) ortama girildiğinden dolayı laktik asit birikimi olmaksızın, egzersize daha uzun süre devam edilebilmektedir.

Basın-yayın organlarında sıkça futbol takımlarımızın oyuncularına laktat testi yapıldığına dair haberler yer almaktadır. Yorgunluk oluşumuna sebebiyet veren kimyasal maddeye laktik asit, kanda bulunan laktik asidin tuzuna ise laktat adı verilmektedir. Laktat testinin esas amacı, oyuncunun şiddeti ya da hızı giderek arttırılan fiziksel aktivite karşısında kan laktat birikimini gözlemlemek ve anaerobik eşik olarak adlandırılan 4 mmol/lt. laktat düzeyine karşılık gelen egzersiz şiddeti (koşu hızını) tespit etmektir. Anaerobik eşik kavramı, vücutta oluşan laktat ile yok edilen laktat düzeyinin eşit olduğu ve bu seviyeden sonra kandaki laktat seviyesinin belirgin bir şekilde artış gösterdiği egzersiz şiddeti olarak tanımlanmaktadır ve bu değerin 4 mmol/lt. olduğu spor bilimi tarafından kabul edilmektedir. Başka bir deyişle, anaerobik eşiğin oksijenli (aerobik) ortamdan oksijensiz (anaerobik) ortama doğru kaymanın gerçekleştiği bir geçiş noktası olduğu ve bu geçiş noktasından sonra oksijensiz (anaerobik) egzersizin ağırlığının nispeten artmaya başladığı söylenebilir.

Anaerobik eşik değeri saha testleriyle ve teknolojik ekipmanlarla kolaylıkla tespit edilebilmektedir. Oyuncuların el parmağından veya kulak memesinden çok az miktarda kan numunesi alınarak anaerobik eşik tespit edilmekte ve böylece oyuncunun fiziksel performans düzeyine göre antrenman programı oluşturulabilmektedir. Günümüzde futbol takımlarında, antrenman planlaması ve programı oluşturulurken antrenmanın bireyselliği ilkesinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bir futbol takımında, fiziksel performans düzeyleri farklı oyuncular olması muhtemeldir ve her oyuncunun fiziksel performans durumuna göre o oyuncuya antrenman yaptırılmalıdır. Bu şekilde oyuncunun performansı bilimsel veriler ışığında, tesadüflere yer bırakılmaksızın arttırılmış olacaktır.

Günümüzde futbol müsabakalarında oyuncuların kat ettikleri mesafe değerleri, 11-12 km. değerlerini bulmuştur. Burada futbol müsabakasının 90 dakika süren bir aktivite olmasının payı vardır ve oyunun büyük bölümü oksijenli (aerobik) egzersizlerden oluşmaktadır. Örnek vermek gerekirse, oyuncular müsabakanın büyük bölümünde düşük hızda koşular yapmakta ve yürümektedirler. Bunlar uygulanan başlıca oksijenli (aerobik) egzersizleri oluşturmaktadır. Ancak oyunda sonucu belirleyen kritik aksiyonlarda, oyuncuların daha yüksek hızlarda toplu ve topsuz koşular uyguladıklarını, diğer bir deyişle oksijensiz (anaerobik) egzersizler yaptıklarını söyleyebiliriz. Bu anaerobik egzersizler genellikle 18-20 km/saatten daha yüksek hızdaki koşulardan oluştuğu için, bu egzersizlere sprint koşuları denmektedir. Dolayısıyla futbolda müsabaka performansını etkileyen en önemli fiziksel bileşenlerden birinin, sprint koşularıyla kat edilen mesafe olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle müsabakanın son bölümlerinde, fiziksel kondisyonu yetersiz olan takımlar yorgunluk belirtileri göstermekte ve bu nedenle sprint koşusu  yapabilme yetenekleri azaldığından dolayı müsabakanın sonucuna etki eden hatalar ve eksiklikler bu bölümde meydana gelmektedir. Müsabakanın son bölümünde de sprint koşusu yapabilen takımlar fiziksel olarak rakibine üstünlük sağlayarak müsabakayı kazanma şansını arttırmaktadırlar.

Tüm bu bilgiler ışığında, futbol takımları laktat testleri sonucunda elde edilen bilimsel veriler ışığında bireysel antrenman programları hazırlayarak oyuncuların fiziksel performanslarını üst düzeye çıkarmalıdırlar. Özellikle oyuncuların müsabaka sonucunu direkt etkileyen sprint koşusu uygulayabilme kapasiteleri arttırılarak, müsabaka performansına katkı sağlanmalıdır. Oyunculara büyük meblağlar ödeyen kulüplerin, oyunculardan yüksek verim alabilmesi ve başarıyı yakalayabilmesi için bu faktörleri göz önünde bulundurarak spor biliminden yararlanmaları gerekmektedir. Aksi takdirde harcanan emeklerin boşa gitme olasılığı son derece yüksek olacaktır.

Yorum Yaz