Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%0.39
BIST 121474.75
%0.53
Dolar 5.89
%0.03
Euro 6.53
%0.77
Altın 294.86
reklam
REKLAM

Şeytanın Lisanı Yalan

75 defa okundu , kategorisinde, 09 Eki 2017 - 13:09 tarihinde yayınlandı
Şeytanın Lisanı Yalan

Şeytanın lisanı, küfrün esası, nifakın ilk ve en önemli alametidir.

İnsanın fıtratındaki yüksek ahlakı bozan, İnsanlık alemini zehirleyen yılandır yalan.

Hakikate karşı bir hile ve nankörlük. en kötüsü kul hakkıdır yalan.

Allah’ın bildiğini kuldan saklamaya çalışmaktır.

Bir korkaklık işaretidir. Gerçekle yüzleşme cesareti gösteremeyenlerin bir örümcek ağıdır aslında, her tarafını sarar insanın; cesaretini toplayıp ne pahasına olursa olsun yalanından dönmediği sürece o ağdan kurtulması da mümkün olmaz.

Hayatlarını bunun üzerine kurmaya çalışanların, ahirette  “Ya leyteni!” diye feryadı-figan eden keşkecilerden olmalarına sebep bir sapıtmadır yalan.

İnsan yalan söylerken muhatabını aldattığını zanneder. Aslında kendisini aldatmıştır.

“Şüphesiz ki Allah, sözün açıktan söylenenini bildiği gibi, içinizde tuttuklarınızı, gizlediğiniz niyetlerinizi de bilir.” (Enbiya, s. 21/110)

Yalanın şakası olmaz,

İnsanları güldürmek için mizah tarzında komik konuşanlara Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler! Yazık ona, yazık ona! (Ebu Davud, Edeb , 88; Tirmizî, Zühd , 10)

Yalancı insan, yaşadığı toplum tarafından güvenirliliğini yitirir. daha da vahimi  Allah katında zalimlerden yazılır.

Allah adına yalan söyleyen ve hak kendisine geldiği zaman onu yalanlayan kimseden daha zâlim kim vardır? Kâfirler için Cehennem de yer mi yok? (Zümer, 39/32)

Hani vardır ya meşhur yalancı çoban hikâyesi, aynen onun gibi.

Bir gün muhtaç olduğu zamanda, gerçeği avazı çıktığı kadar haykırsa da artık ona inanan olmayacaktır. Çünkü iş işten geçmiş ve o kimsenin, en değerli vasfı olan güvenirliliği kalmamıştır…

Ey İman edenler! Allah tan korkun ve doğru söz söyleyin (Ahzâb 33/70)

Yalan sözden sakınınız! (Hac, 22/30)

Tarih de, doğruları bile bile inkâr eden inançsızların sonları çok acı olmuştur.

Firavun’u hatırlayalım. Son nefesinde başına gelecek azap kendisine gösterildiğinde “Musa ve Harun’un Rabbine iman ettim.” diyerek doğruyu haykırdı, ama ömrü boyu söylediği yalanların içerisinde tek kalan bir doğru da kabule layık görülmedi, kendisiyle birlikte boğulup gitti.

Doğruluk, tüm peygamberlerin en önemli şiarı, yalan ise kafir ve münafıkların en açık sıfatıdır. Bundan dolayı mümin, özü ve sözünde hep ama hep sadıktır.

Allah Resûlü (s.a.v), etraftaki hükümdarlara İslâm a davet mektupları gönderiyordu. Bu mektuplardan birini de Roma imparatoru Hirakl e (Hireklius) göndermişti. Hirakl, mektubu baştan sona okudu. O sırada Şam bölgesinde bulunan Ebû Süfyan ı çağırttı ve aralarında şu şekilde bir konuşma oldu.

-O na en çok uyanlar kimlerdir, zenginler mi, fakirler mi?
-Fakirler.
-Hiç O na inananlardan dönenler oldu mu?
-Şimdiye kadar hayır.
-Artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?
-Her geçen gün biraz daha artıp çoğalıyorlar.
-Hayatında hiç yalan söylediğini duydunuz mu?
-Hayır, O nu hiçbirimiz yalan söylerken duymadık.

Mektubun tesirinden ve henüz Müslümanların en amansız düşmanı olan Ebû Süfyan’dan aldığı bu cevaplarla çarpılan Hirakl, kendini tutamayarak şöyle dedi:

-Bir insanın bunca zaman, insanlara yalan söylemekten kaçınıp da Allah a karşı yalan söylemesi düşünülemez. (Buharî, Bed ül-vahy , 6).

Yalan söylemeyip doğru söylerseniz) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. (Ahzâb, 33/71)

İnsanların en tehlikelisi ise münafıklardır. Onlar yalancıdırlar, imanları sözlerindedir, kalplerinde değil. Dünyaya ait bir menfaatlerinden veya benzeri başka maksatlardan dolayı Müslüman gözükürler.

İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları hâlde Allah’a ve Âhiret Günü ne inandık derler. (Bakara, 2/8)

Gelelim sözün özüne; kalbinde, dilinde, hayatında yalandan en küçük kırıntılar dahi olan kimse ne imani derinliği, nede sıratı müstakimi elde edebilir. Çünkü yalanın hâkim olduğu kalbe ilahi güzellikler ilişmez ve yalanlar devam ettiği müddetçe islamın ışığı orayı aydınlatmaz. Yalan Öyle bir canavardır ki, kalbe Kur’an adına, sünnet adına ne gelirse gelsin girmelerine müsaade etmez. İman sağanağının damlacıkları oraya rahmet indirmez. Orayı adeta kurak çöllere, ıssız vadilere çevirir. Ve o yalanlarla dolu kalp artık semavi varidata kapalı olup güzellikler adına reaksiyon gösteremez.

Yalanla harmanlanan hayatın sahibini ahirete intikal ettiğinde debdebeli, dehşet verici ve ürkütücü bir süreç bekler.

 Şüphe yok ki münafıklar, Cehennem in en alt katındadırlar (derk-i esfel). Artık onlara asla bir yardımcı da bulamazsın. (Nisa, 4/145)

Öyleyse acilen yapmamız gereken, tüm günahlarımıza elveda demeli, kalbimizde biriken günah kirlerini tövbe ile temizlemeli, kalbimizi berraklaştırıp, iman hazzını tadabilecek düzeye getirmeli ve Rabbimizin (cc) sevgi ve rızasına uygun hale dönüştürmeliyiz.

Yazımı fazla uzatmadan, bir halk aşığının sözü ile bitirmek istiyorum

“Budur cihanda benim bildiğim meslek, sözüm doğru olsun da odun gibi olsun tek!

Bahadır Aşkın’ın diğer yazıları için tıklayınız

Haber Editörü : Tüm Yazıları
reklam
Yorum Yaz